• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Türkiye'nin Alerji Kliniği

Alerji
ve Bağışıklık Sistemi Hastalıklarında Tanı ve Tedavi Merkezi

Alerjik Rinit

Alerjik Rinit:
Nasal mukozanın alerjene maruz kalması sonucu oluşur. IgE aracılı erken tip aşırı duyarlılık raksiyonudur. Etkenler aeroalerjenler grubundan polenler, ev tozu, küf mantarı sporları, lateks, hamam böceği ve kedi, köpek, kuş, at gibi evcil hayvanlara ait alerjenler veya un, pamuk gibi mesleksel alerjenlerdir.

Ülkemizde alerjik rinit görülme sıklığı %10 civarındadır. Alerjenlerle karşılaşma sonrası duyarlı kişilerde mast hücrelerinden histamin, triptaz, kimaz gibi erken faz mediatörleri hemen salgılanır. Sonuçta hapşırık, burun akıntısı, boğaz, burun, göz ve kulakta kaşıntı, postnasal akıntı gelişir. Dakikalar içinde prostaglandinler, sisteinil lökotrienler ve PAF (platelet aktive edici faktör)mast hücrelerinden salınır. Daha sonra da geç faz mediatörleri dediğimiz bazı sitokinler salınacaktır ve eozinofil ve bazofiller bu aşamada rol oynayacaktır.  Burunda tıkanıklık da ortaya çıkabilir.


 Mevsimsel alerjik rinitlerde konjonktivit de  %40 civarında nasal semptomlara eşlik eder. Gözde kaşıntı, lakrimasyon, şeffaf beyaz renkte sekresyon artışı görülür.
 Rinit semptomları bazan çok şiddetli olabilir. Kişinin iş, okul yaşantısın etkiler hatta uyku düzenini bile bozabilir.
 Burnu sık silmeye bağlı olarak burun üzerinde deride çizgi oluşur. Buna alerji selamı adı da verilir.
 Alerjik rinitli hastalarda astım gelişme riski normal populasyona göre çok daha yüksektir. Bu nedenle bazı otörler bu durumu tek havayolu, tek hastalık olarak belirtmişlerdir. 
  Alerjik Rinit Tanısı:

 Fizik Bakı:
Tanıda anamnez ve fizik bakı önemlidir. Semptomların şiddeti ve tetikleyiciler özellikle sorgulanmalıdır.
  Fizik bakıda genel fizik muayene tam olarak yapılmalı takiben alerji semptomları olan organlar ayrıntılı olarak incelenmelidir.Nasal mukozalar soluk mavi renktedir.Şeffaf seröz akıntı, nasal polip, konka hipertrofisi, septum deviasyonu saptanabilir.

Nasal endoskopi: Burnun yapısal bozuklukları, konka hipertrofileri, nasal polipler hakkında bilgi verir.
Waters grafi ve Sinüs BT: Sinüslerin durumu, mukozal kalınlaşmalar, nasal polipler, konka hipertrofileri hakkında bigi verir.

 

PA Akc. Grafi : Astım düşünülen olguların ayırıcı tanısında önemlidir.

Rutin biyokimyasal testler ve sedimentasyon: Diğer hastalıkları dışlamada yararlıdır.

 Hemogram: Eozinofili var mı saptamak ve diğer hastalıkların dışlanmasında fayda sağlar.

Radioallergosorbent test (RAST): Total IgE ve alerjene spesifik tekli veya çoklu alerjene spesifik IgE antikorlarını saptamada kullanılır.

Alerjik deri testleri: Prick (delme) testi  standart alerjen solüsyonlarının ön kol volar yüz derisine damlatılıp, lansetle delinmesini takiben 15-20 dk sonra pozitif kontrol histaminle ve negatif kontrol serum fizyolojik  ile yapılan testle karşılaştırılarak oluşan kızarıklık ve şişlik değerlendirilir.

Eğer prick test negatif ise intradermal test yapılır. Alerjen solüsyonu 0.01-0.02 ml insülin enjektörü ile deri içine 3-4 mm’lik bir blep oluşturacak şekilde verilir. Yine pozitif ve negatif kontrolle kıyaslanarak sonuca varılır. Başlangıca ve histamine göre 3mm’den daha büyük bir şişlik testin pozitif olduğunu gösterir.




Solunum Fonksiyon Testi (SFT): Astım şüphesi olanlarda akciğer fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılır.

 

Tedavi:

Korunma:

Tedavide korunma büyük önem taşır. Polen ve ev tozu önlemleri ayrıca anlatıldığından burada tekrar bahsedilmeyecektir.

Medikal Tedavi:

 Tedavide antihistaminikler, nasal steroid içeren spreyler, montelukast, antihistaminikli göz damlaları, kromoglikatlar ve dekonjestanlar kullanılır. Tedavi sadece hastalık semptomlarını giderir. Hastalığı tam olarak iyileştirmez ve ilerlemesini durdurmaz.



İmmunoterapi (Aşı tedavisi):

Hastalığı modifiye eden, astıma gidişi %30 oranında önleyebilen ve yeni alerjenlerle duyarlanmayı da azaltan,  alerjenlerin düşük dozlardan başlanıp gittikçe attırılarak etkili ancak şikayete yol açmayan idame dozlarda subkutan uygulandığı  en az 3 yıl ve genelde kabul gören görüşlere göre de 5 yılı bulan bir tedavi yöntemidir.İmmunoterapiye yanıt yoksa 1 yıl sonra tedavi sonlandırılır.

İmmunoterapi ve gebelik: Gebe kişilere immunoterapi başlanmaz. Ancak idame tedavide iken hamile kalanlar isterlerse aşı tedavisine devam edebilirler. Aşının dozu bir miktar azaltılabilir veya aynı dozda devam da edilebilir. 

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam16
Toplam Ziyaret64091
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.91157.9432
Euro9.38909.4266
Hava Durumu